13 Haziran 2023 Salı

'Sömüren sermayeye karşı işçiler ve ekolojistler birlikte mücadele etmeli'
Deniz Gümüşel

Sömüren sermayeye karşı işçiler ve ekolojistler

15-16 Haziran büyük işçi direnişinin 53. yılı ön günlerinde, sömüren sermaye sınıfına karşı mücadele alanları gelişiyor. Rant uğruna doğayı, suyu, hayvanları katleden şirketlere karşı direnen halkla açlık ve yoksulluğa mahkum edilen işçiler karşı karşıya getiriliyor. Akbelen direnişçilerinden Gümüşel, "Emek ve ekoloji mücadelesi arasındaki çelişki tamamen yapay, sermayenin göz boyaması, algı operasyonu. Biz kaynakları eşit, kamu yararına paylaştığımız sürece toprağımızı, ürünümüzü besleyecek kadar zengin, alternatif bir ekonomi kurabiliriz. Örneğin kooperatifler aracılığıyla yapabiliriz bunu" dedi.

AKP-MHP iktidarı sermaye odaklı rant politikaları ve neoliberal ekonomi politikalarıyla doğaya, işçi ve emekçilere dört bir yandan saldırıyor. Yaşam alanlarını yok edecek maden ocakları, termik santraller vb projeleri her geçen gün hayata geçirilirken; doğası, suyu, hayvanlar için direnen yerli halkın karşısına açlık ve yoksullukla yaşamaya, işsizliğe mahkum ettiği işçileri çıkarıyor.

Doğayı karı için gözden çıkaran patronların en bilindik yalanı ise yapılan ÇED toplantılarında, "şu kadar kişiyi tesiste çalıştıracağız, bölge halkına istihdam sağlayacağız" oluyor. İşte bu noktada yaşam alanları için direnen halk ve işçiler karşı karşıya geliyor.

Gözü dönen patronlar, iktidarın ve yargının da korumasıyla direnen halka her türlü saldırıyı beis görmezken, sarı sendikaları da maşa olarak kullanıyor. İşsiz kalacağı tehdidiyle işçileri direniş kırıcı olarak kullanmaya çalışıyor. Direnişe katılan yahut destek veren işçileri işten atarak diğer işçilere göz dağı veriyor.

EMEK VE EKOLOJİ BİRBİRİNDEN AYRILAMAZ

Oysa ki düşman tek sömüren sermaye sınıfı. İstihdam adı altında çalıştırılan işçiler yaşamını yitirmesine neden olacak zehirli maddelere doğrudan maruz kalıyor. Sırf bunun için dahi işçinin ekoloji mücadelesinde olması gerekiyor. Peki emek ve ekoloji mücadelesi nasıl yan yana gelecek, emeğin ekolojisi nasıl yürütülecek, açlık ve yoksulluğa mahkum edilen işçiyi ölümü pahasına savunduğu işinden vazgeçirip nasıl örgütlü mücadeleye dahil edeceğiz.

İşçi hareketinin en büyük direnişlerinden 15-16 Haziranın 53. yılının ön günlerinde Akbelen direnişçilerinden Deniz Gümüşel ile emeğin ekolojisini konuştuk.  

'SÖMÜRÜ İLİŞKİSİNDE, SÖMÜRÜLEN TARAFLAR BİRBİRİYLE DAYANIŞMALI'

Gümüşel, "neden işçi sınıfı, ekoloji mücadelesinin bir parçası olsun" soruma şu yanıtı verdi: "Birkaç boyutu var meselenin. Birincisi çok net kapitalizm, sermayedarlar iki temel birlik üzerinden artı değere el koyuyor. Birincisi doğal varlıklarla sağlanan ham madde girdisi diğeri ise insan emeği. Bu çok temel gerçeklik kapitalist üretimin başlangıcından beri bu şekilde. Zamanla değişen bir şey değil bu ikisine muhakkak ihtiyaç duyuyor. Ve bunu sömürü düzeyinden kullanıyor. Hem doğayı sömürüyor kapitalist üretim süreçlerinde hem de insan emeğini. Sömürü ilişkisi içerisinde sömürülen tarafların birbiriyle dayanışması lazım. Sisteme karşı mücadelede bu iki ana girdinin kaynaklarının bizim elimizde olduğunu, bizim inisiyatifimizde olduğunu kavrarsak mümkün olacak. Dolayısıyla emek ve ekoloji mücadelesi birbirinden ayrılamaz."

'İNSAN BEDENİNİN SÖMÜRÜSÜ SİSTEMATİK VE YASALLAŞTIRILMIŞ SALDIRIDIR'

Termik santrallerde, maden ocaklarında vs işçiler doğrudan hayatını kaybetmesine, meslek hastalığına yakalanmasına neden olacak zehirli gazlara maruz kalıyor. Sömürü ilişkisini biraz daha açmasını istediğim Gümüşel, "Sermayedar sadece insan bedenini, emeği sömürmüyor ki. İnsanın sağlığını ve yaşam hakkını da sömürerek üretimi sürekli hale getirebiliyor. Yani aslında ekolojik yıkımın ilk etapta yaşandığı noktada işçi bedenini yıkıma uğratarak devamlılığını sağladığından bahsediyoruz. Örneğin termik santraller, içerisindeki hava kalitesi bizim dışarıda soluduğumuzdan havanın kalitesinden daha kötü. Kömür yaparken ürettiği hava kirliliğinden daha fazlasından çalışan emekçiler zarar görüyor. Şu ayrıntıyı da vereyim, bu tesadüfi bir sömürü ya da saldırı değil. İnsan bedenine yönelik sistematik hatta yasallaştırılmış bir saldırıdır" dedi.

'YÖNETMELİK, PATRONA İŞÇİ METALAŞTIRMASI İÇİN SINIRSIZ AYRICALIK VERİYOR'

Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliğine işaret eden Gümüşel, "Kirleticiler için hava kalitesini bozan belirli limitler koyuldu. Termik santrallerin bacasından çıkacak partikül madde miktarı bellidir. Yönetmelik şöyle diyor, 'bu üretimin yapıldığı işyeri kapsamındaki alanlarda bu yönetmeliğin sınır değerleri uygulanmaz.' İnsan sağlığına zararlı olduğu için kirleticilere sınır koymuştur. Ama birinci elden kirliliğe maruz kalan işçinin en az sekiz saat geçirdiği işyerini mevzuat es geçmiştir. Patrona diyor ki, 'sen kanser yapan partikül madde miktarını bu değerlere çekmek zorunda değilsin, termik santralde ya da fabrikada işçinin sağlığını dilediğini gibi kullanarak metalaştırabilirsin'" sözleriyle yasanın patronlara tanıdığı sınırsız ayrıcalığı aktardı.

'BAŞARILI OLAMAZSAK İLK ZARAR GÖRECEK İŞÇİ BEDENİ VE SAĞLIĞIDIR'

İşçinin ciğerlerini kurban etmeden üretim yapma imkanı olmadığını altını çizen Gümüşel, mevzuatın yasallaştırılmış bir sömürü olduğunu da ekledi. Bunun için ekoloji ve emek mücadelesinin birlikte yürütülmesi gerektiğini dile getiren Gümüşel, şöyle devam etti: "Hava kirliliğinin önlemeye yapacağımız her adım aynı zamanda kirliliğe birinci elden maruz kalan işçinin sağlığını ve yaşamını korumaya yönelik bir adım. Başarılı olamazsak, mücadele etmezsek ilk etapta bu yıkımdan zarar görecek işçinin bedeni ve sağlığıdır."

'SERMAYE, EKOLOJİ MÜCADELESİNİ ORTA SINIF BİR HOBİ GİBİ GÖSTERİYOR'

Burada araya giriyorum. İşçi aldığı asgari ücretle günü kurtarma, işini kaybetmeme savaşı verirken doğayı sömürürken hem bedenini hem de sağlığını sömüren patrona karşı işçiyi nasıl örgütleyeceğiz? Gümüşel, şu yanıtı veriyor: "Temel bir çelişki ve maalesef sermaye tarafından da ekoloji hareketini bastırmak için mücadeleyi kitleler karşısında, kamuoyu karşısında, emekçiler karşısında haksız, bir orta sınıf hobisiymiş gibi göstermek için akıllıca kullanılan bir temel çelişti.

"Sınıf mücadelesini genişletebilirsek, işçiye emeğini satarak geçinme durumunda olmadığını aslında belirleyici olan gücün emek gücü olduğunu anlatabilirsek orada ne kadar siyasallaştırabilirsek işçi sınıfını bu çelişkiyi yenebiliriz. Kolay olmadığını biliyorum ama daha gündelik mücadele alanlarında ne yapabiliriz. Karşı karşıya değil yan yana olduğumuzu net bir dille emekten yana olduğumuzu ifade etmeliyiz.

'SARI SENDİKA TOPRAĞI İÇİN DİRENEN KÖYLÜLERLE İŞÇİLERİ KARŞI KARŞIYA GETİRDİ'

Ekonomik anlamda da dayanışma mekanizmalarını örgütlemeliyiz. İkizköy'den örnek vermem gerekirse Türk-İş'e bağlı Maden-İş -biliyorsunuz sarı sendika-, işçileri sendikada örgütleyerek toprağı için direnen köylülerin karşısına getirmeye çalıştı. Eğer Akbelen direnişi devam eder ve maden sahası kapatılırsa 2 bin kişilik emekçi nüfusun işsiz kalacağı söylendi. İkizköy, Akbelen'de işçi olarak termik santrallerde ve madenlerde çalışan emekçiler o kadar toprakla iç içe ki tarım yaparak bile -neoliberal tarım politikalarının gölgesini bir kere bırakarak söylüyorum- hayatlarını geçindirebilecek zenginliğe, varlığa sahipler.

'ŞİRKETLERE VERİLEN TEŞVİK YEREL HALKA VERİLSİN'

Bölgenin zeytin ve zeytinyağı potansiyeline ilişkin yakın zamanda bir rapor yayımlandı. Termik santrale tek bir kalem teşvik 260 milyon Türk lirası. Bu para şirketlere değil yöredeki küçük çiftçiye, üreticiye verilirse zeytin ve zeytinyağı işletmeciliği üzerinden 70 tesis kurulabilir, bu tesisler 800 işçiye kadar istihdam sağlayabilir. Bu sadece bir yılda termik santrallere verilen tek bir kalem teşvikle yapılacak yatırım. Siz bölge insanının tarımsal üretim konusunda destekleyin katma değerli ürünler haline gelmesi için örneğin zeytinyağı, sabun, deterjan gibi... 800 insan çok daha sağlıklı koşullarda, insan onuruna yakışır koşullarda termik santralde ve madende karşılaştıkları sağlık risklerine maruz kalmadan; zeytin yapabileceği, hayatlarını geçindireceği, gelişeceği işlere, mesleklere sahip olabilirler.

'EMEK VE EKOLOJİ ÇELİŞKİSİ SERMAYENİN ALGI OPERASYONU'

Emek ve ekoloji mücadelesi arasındaki çelişki tamamen yapay, sermayenin göz boyaması, algı operasyonu. Biz kaynakları eşit, kamu yararına paylaştığımız sürece toprağımızı, ürünümüzü besleyecek kadar zengin, alternatif bir ekonomi kurabiliriz. Örneğin kooperatifler aracılığıyla yapabiliriz bunu. Büyük şirketleri tamamen denklemden çıkararak yöre insanını hayatta kalabileceği yerel ve güçlü ekonomiyi, kimseyi arkada güvencesiz bırakmadan emekli olma hayalinden vazgeçmek zorunda bırakmadan hayatta kalabilecekleri bir kamucu politika izlenebilir. Bu mücadeleyi kazanabiliriz."

Kaynak: etha52
https://www.primishaber.com/somuren-sermayeye-karsi-isciler-ve-ekolojistler/

12 Haziran 2023 Pazartesi

İşsizlik rakamları belli oldu

İşsizlik rakamları belli oldu

Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2023 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre 74 bin kişi artarak 3 milyon 585 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,1 puan artarak ,2 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde %8,1 iken kadınlarda ,3 olarak tahmin edildi.

MEVSİM ETKİSİNDEN ARINDIRILMIŞ İSTİHDAM ORANI ,4 OLDU

İstihdam edilenlerin sayısı 2023 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre 521 bin kişi artarak 31 milyon 610 bin kişi, istihdam oranı ise 0,8 puan artarak ,4 oldu. Bu oran erkeklerde ,9 iken kadınlarda ,2 olarak gerçekleşti.


MEVSİM ETKİSİNDEN ARINDIRILMIŞ İŞGÜCÜNE KATILMA ORANI ,9 OLARAK GERÇEKLEŞTİ

İşgücü 2023 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre 594 bin kişi artarak 35 milyon 195 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,9 puan artarak ,9 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde ,7 iken kadınlarda ,4 oldu.

GENÇ NÜFUSTA MEVSİM ETKİSİNDEN ARINDIRILMIŞ İşsizlik ORANI ,1 OLDU

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 1,2 puanlık azalış ile ,1 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde ,7, kadınlarda ise ,4 olarak tahmin edildi.

MEVSİM VE TAKVİM ETKİLERİNDEN ARINDIRILMIŞ HAFTALIK ORTALAMA FİİLİ ÇALIŞMA SÜRESİ 44,4 SAAT OLDU

İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi 2023 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre 0,2 saat azalarak 44,4 saat olarak gerçekleşti.


MEVSİM ETKİSİNDEN ARINDIRILMIŞ ATIL İŞGÜCÜ ORANI ,8 OLDU  

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2023 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre 1,7 puanlık artış ile ,8 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı ,1 iken işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı ,5 olarak tahmin edildi.


TÜİK,işsizlik,veri


https://www.primishaber.com/issizlik-rakamlari-belli-oldu/

11 Haziran 2023 Pazar

Zelenski, Ukrayna'nın Rusya'ya karşı saldırı başlattığını doğruladı

Zelenski, Ukrayna'nın Rusya'ya karşı saldırı başlattığını doğruladı

Zelenski, “Karşı saldırı ve savunma eylemleri gerçekleşiyor” dedi, ancak karşı taarruzun hangi aşamada olduğu hakkında detay vermeyeceğini söyledi.

Bu açıklamalar, Ukrayna'nın güneyinde ve doğusunda çatışmaların tırmanmasının ve beklenen saldırının ilerleyişi hakkındaki spekülasyonların ardından geldi.

Ukrayna birliklerinin doğuda Bahmut yakınlarında ve güneyde Zaporijya yakınlarında ilerlediği ve Rus hedeflerine uzun menzilli saldırılar düzenlediği bildirildi.

Fakat savaşan iki taraf birbirinin zıttı iddialarda bulunurken, cephedeki gerçeği değerlendirmek zor: Ukrayna ilerlediği iddiasında, Rusya ise saldırıları püskürttüğünü öne sürüyor.

Bu arada, Rusya'nın Moskova çevresindeki güney bölgeleri sınırlayan Kaluga bölgesinin Valisi Vladislav Shapsha, Pazar günü erken saatlerde Telegram'da Strelkovk köyü yakınlarında bir insansız hava aracının düştüğünü söyledi. BBC, bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamadı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Cuma günü yayınlanan bir röportajında, Ukrayna kuvvetlerinin taarruza başladığını, ancak ilerleme girişimlerinin ağır kayıpları beraberine getirerek başarısızlıkla sonuçlandığını söyledi.

Cumartesi günü Kanada Başbakanı Justin Trudeau ile görüşmesinin ardından Kiev'de açıklama yapan Zelenski, Rus liderin sözlerini "ilginç" olarak nitelendirdi.

Omuzlarını silken, kaşlarını kaldıran ve Putin'in kim olduğunu bilmiyormuş gibi davranan Zelenski, Rusya'nın "fazla zamanlarının kalmadığını" hissetmesinin önemli olduğunu söyledi.

Ukrayna askeri komutanlarının olumlu bir ruh hali içinde olduğunu da söyleyerek, "Bunu Putin'e ilet” dedi.

Reuters

Trudeau, önceden duyurulmayan ziyareti sırasında Ukrayna'ya 500 milyon Kanada doları (8,7 milyar Türk Lirası) tutarında yeni askeri yardım açıkladı.

Görüşmelerin ardından yayımlanan ortak bildiride, Kanada'nın Ukrayna'nın "koşullar elverdiği anda" NATO üyesi olmasını desteklediği ve konunun Temmuz ayında Litvanya’da yapılacak NATO Zirvesi'nde ele alınacağı belirtildi.

Bu arada Rus yetkililer, son günlerde kilit öneme sahip Zaporijya bölgesinde çatışmaların tırmandığını söylüyor. Ukrayna kuvvetlerinin, Rusya'yı Kırım'a bağlayan işgal altındaki bölgeyi yarıp, Rus kuvvetlerini ikiye bölmek için güneye doğru ilerlemeye çalıştığı düşünülüyor.

Geçen hafta Kahovka Barajı'nı barajının yıkılmasının ardından ülkenin güneyinde meydana gelen büyük sel, Ukrayna'nın bölgedeki ilerleme umutlarını engelleyebilir.

Sel, Dnipro Nehri'nin her iki yakasında yaklaşık 596 kilometrekareyi etkiledi.

Cumartesi geceki konuşmasında Zelenski, sel basan Herson ve Mykolaiv bölgelerinden 3 bin kişinin tahliye edildiğini söyledi.

Herson'un bölgesel yöneticisi Oleksandr Prokudin, su seviyelerinin 27 cm düştüğünü, ancak Ukrayna'nın elindeki bölge olan nehrin sağ kıyısındaki 30'dan fazla yerleşim yerinin hala sular altında olduğunu ve yaklaşık 4 bin konutun su altında kaldığını söyledi.

NATO ve Ukrayna ordusu Rusya'yı barajı havaya uçurmakla suçlarken, Rusya suçu Ukrayna’ya attı.

Bununla birlikte, BBC'den Paul Adams, barajı kontrol eden Rus güçlerinin büyük olasılıkla, karşı saldırıları sırasında Ukrayna kuvvetlerinin nehri geçmesini zorlaştırmak için barajı havaya uçurduğunu söylüyor.


https://www.primishaber.com/zelenski-ukraynanin-rusyaya-karsi-saldiri-baslattigini-dogruladi/

Özgür Demirtaş, ekonomide yaşanacaklara dikkat çekti

Özgür Demirtaş, ekonomide yaşanacaklara dikkat çekti

Ekonomist Özgür Demirtaş, Youtube kanalından "Ekonomiye ne olacak?" başlıklı bir video yayınladı. "Bu videoda her kesim için bir parça var." diyen Demirtaş, "Her zaman olduğu gibi, deyim yerindeyse evinizdeki evcil hayvanlar, sokaktaki hayvanların dahi anlayacağı basitlikte bunu anlatacağım." ifadelerini kullandı.

Özgür Demirtaş şu ifadeleri kullandı:

- Özellikle son iki yıl içerisinde 'Nas ekonomi modeli' denen veya 'Türkiye Ekonomi modeli' denen, bizim hiçbir şekilde bilim insanlar olaraktan kabul etmediğimiz bir ekonomi modeli uygulandı. 'yapmayın' dedik, 'etmeyin' dedik. Ben kendime düşen görevi yaptım, çok uyardım bunun yanlış bir şey olduğunu söyledim ve duvara tosladık duvara.

- Seçimlere kadar bu model geldi. Bu model bize üretim patlaması yapıp cari açığı kapatacağız demişti, tam aksine çok daha kötüleşti. Üretim artacak, dolar bu kadar artmayacak denilmişti, öyle olmadı, çok fazla arttı. Enflasyon çözülecek denilmişti, çözmedi. Ülkeyi sevmesem niye uyarı yapayım kardeşim. Bu uyarısı yapanlar siyasete girecek dendi. Milyon kez söyledim; Siyasete girmeyeceğim.

Seçimlerden sonra Mehmet Şimşek çağırıldı ekonominin başına. Mehmet Şimşek'i kişisel olarak çok iyi tanımıyorum hayatımda Mehmet Şimşek'le Batman'daki bir toplantıda görüştük kendisiyle. Mehmet Şimşek, ekonomi politikasını savunan bir insan ve aynı zamanda uluslararası anlamda belli bir kredibilitesi olan bir insan.

'Mehmet Şimşek'e yardım etmeliyiz.' diye bir tweet attım. Burada tweet'e kızılmasının nedeni 'Fakir fukara vatandaş, orta direk insan nasıl yardım etsin?'. Doğru. Ama ben zaten onlardan bahsetmedim. Mehmet Şimşek'e 3 grup yardımcı olabilir. Birinci grup, akademisyenler, işi bilenler, teoriyi-pratiği bilenler aklıyla yardımcı olabilir. Zenginler vergilerle yardımcı olabilir. Siyasetçiler de lüks tüketimi keserek yardımcı olabilir.

"Herkes destek olmalı"

Bina yıkıldığı zaman binanın altında herkes kalıyor. En çok fakir fukara, orta direk binanın altında kalıyor, zengine bir şey olmuyor. O yüzden binada yanlışlığın kimin tarafından yapıldığına bakılmaksızın herkes destek olmalı.

Örneğin bir kurul kurulabilir. Bu kurulda Türkiye'nin en entellektüel, en bilgili, en dünya çapında bilinen, en liyakatlı insanları olabilir. Uzman oldukları alanda görüş bildirebilirler. Bunların bir kuruş para almasına gerek yok. Konuma, koltuğa gerek yok. Bu kurul geçmiş 15 günü değerlendirir ve 15 günde bir rapor yazar. Geçmiş 15 günü değerlendiren, gelecek 15 günde ne yapılırsa iyi olacağını söyleyen bir kurul hayal edin.

Ne olursa ne olur? Mehmet Şimşek'in elinin kolunun bağlanmamasını dilerim. Tek eli de bağlanmasın. 'Vitrin-makyaj ekonomisi' yapılmasın. Umarım Şimşek ve ekonomiye ekibi mümkün olduğu kadar fazla sorar, o insanların bir lira almasına gerek yok. Eğer yapılmazsa eksik kalır, Mehmet Şimşek'in de eli bağlanırsa hiç olmaz. Aradaki farkı daha çok açar ve farkı kapatamayabiliriz. Verimli yatırım yapmamız lazım. Mehmet Şimşek giderse akıldışı politikalar uygulanır ve yapısal reformlar yapılamaz.

Uzun vadede bir şey olabilmesi için kısa vadede acı çekilmesi gerekir. Uzun vadede yapısal reform yapılması lazım. Yapısal reform olmadan siz 'faiz artırdım' deseniz de işe yaramaz. En başında yargı reformu gelir. Yargıyı bağımsız yapalım, hukuk ve adalet inanılmaz derecede önemli. Eğitime ideolojiyi sokmayalım. Mehmet Şimşek ve ekibinin kısa vadede rasyonel, akıldolu ve ortadoks politikalar ve aynı zamanda da yapısal reformlara girişilmesi lazım. Eğitim, Ticaret, Adalet Bakanlarının devreye girmesi lazım. Bunlar olursa Türkiye hakettiği yere doğru gider.

Mehmet Şimşek'i senaryolar neler?

Seçimden sonra bu akıldışı olan, 'Türkiye ekonomi modeli' çökünce Mehmet Şimşek gelmek zorunda kaldı. Gelir gelmez ilk sözü 'Türkiye'nin acilen rasyonel ekonomi politikasına dönmesi lazım. Başka bir yolu yoktur.' dedi. Bu ne demek? Bundan önceki politikanın akıldışı olduğunu kabul etmesidir. Söylediği şey doğru ve destek olunmalı. Türkiye'nin önündeki son fırsat bu.

3 tane senaryo var. Eğer Mehmet Şimşek giderse tekrar bu 'Türkiye modeli' ekonomiye geçileceğini düşünebiliriz.

Mehmet Şimşek tam gelirse ve söylediklerini uygularsa, buna ortadoks ekonomi politikası, akıldolu politika, rasyonel ekonomi politikası deriz.

Mehmet Şimşek yarım gelirse, işine karışılırsa, istediği yere istediği kişiyi atayamazsa o zaman 'vitrin ekonomi modeli', 'makyaj ekonomi modeli', 'hibrit ekonomi modeli' olur.

Ne olursa ne olacağını ben size anlatayım. Eğer Mehmet Şimşek giderse, akıldışı politikalar uygulanırsa, yapısal reformda yoksa, kısa vadede sahte bir mutluluk sağlar ülke. Uzun vadede ise uzun vadede ülke berbat bir yere çıkar.

Mehmet Şimşek 'vitrin ekonomisi'ni uygularsa, yarım reformlar yaparsa ülke acı çeker ama uzun vadede çok daha acı bir yere gider.

Eğer Mehmet Şimşek kısa vadede tam rasyonel ve ortadoks politikaları uygulayıp, tam yapısal reformlara geçerse ülke, uzun vadede mutlu, güçlü ve inanılmaz bir Türkiye ile karşı karşıya kalabiliriz. Keşke böyle bir şey olsa.



https://www.primishaber.com/ozgur-demirtas-ekonomide-yasanacaklara-dikkat-cekti/

Yeşil Sol ve HDP’den cumhurbaşkanlığı itirafı

Yeşil Sol ve HDP’den cumhurbaşkanlığı itirafı

Yeşil Sol Parti ve HDP'nin Parti Meclisleri, cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin sonuçlarını değerlendirmek amacıyla 6-7 Haziran'da yaptıkları ortak toplantının sonuç bildirgesini bugün yayınladı.

Seçimlerin ardından özeleştiri sürecine girildiği kaydedilen bildirgede, “Sahici bir eleştiri-özeleştiri süreci ve yeni döneme güç katabilecek yapıcı değerlendirmeler en önemli ihtiyaçtır. Toplantımız, böylesine hayati bir meramın önemli uğraklarından biri olmuştur” denildi.

“ÖNÜMÜZE GELECEK ÖDEVLERİMİZİ KOYDUK”

Bildirgede, başarısız olunan alanların yeniden inşa edilmesi gerektiğine dikkat çekilerek şunlar kaydedildi:

“Hâlihazırda yürüttüğümüz tartışmalar ile il, ilçe, mahalle, köy düzeyinde yapacağımız yaygın halk toplantılarının, konferansların, kongrenin ve yeni tartışma zeminlerinin mevcut siyasal ve gündelik resmimizi daha net açığa çıkaracağına inanıyoruz.

Halklarımıza olan siyasal ve tarihsel sorumluluğumuz gereği, bu resmin şeffaf olmasından imtina etmediğimizin altını çizmek isteriz. Yeşil Sol Parti ve HDP Parti Meclisleri olarak, yapısal ve örgütsel sorunlarımızın kapsamlı bir şekilde değerlendirileceği bu süreçte özeleştirinin kendisinin pratikte verilmesi gerçekliğini ifade ediyoruz.

Bu gerçeklikten yola çıkarak önümüze gelecek ödevlerimizi koyduk. Toplumsal katılımı güçlü kılacak mekanizmaları inşa edeceğiz. Mevcut sorunların yaşandığı yapısal işleyişten radikal bir kopuşun yollarını derinlemesine tartışmaya devam edeceğiz.”

“SEÇİMLER EŞİT VE ADİL OLMAYAN BİR ORTAMDA YAPILDI”

Bildirgede, cumhurbaşkanı ve milletvekilliği seçimlerinin eşit ve adil olmayan bir ortamda yapıldığı belirtilerek başarısızlığın diğer nedenleri şöyle sıralandı:

“Seçim sonuçlarındaki başarısızlık, adayların belirlenme sürecine, örgütün yetersizliğine, siyasal yaklaşım farklılıklarına, kampanyanın niteliği gibi etkenlere sıkıştırılamayacak kadar yapısaldır.

Sadece HDP ekseninde değil, partiyi oluşturan tüm kurumsal yapıların siyasal, örgütsel ve politik yenilenmeyi sağlamak için bu dönemin muhasebesini yapması kaçınılmazdır. Sahici ve onarıcı bir eleştiri-özeleştiri sürecinden geçip siyasete taşıdığımız tüm güç ve iradelerle yeniden buluşmak, tazelenmek, hepimiz açısından siyasal bir sorumluluk ve zorunluluktur.

İlkelerde katı, pratikte esnek olma şiarıyla tarihsel mücadelelerin toplamı olan HDP fikriyatında ısrar ederken toplumsal bağları güçlendirecek yeni mekanizmaların inşasında yaratıcı ve esnek olacağız.

Temsili ve orta sınıf siyaset biçimine sıkışmak yerine siyasetin toplumsallaşmasını merkeze alacağız. Önümüzdeki mücadele döneminde toplumsal dinamikleri açığa çıkarmaya daha fazla yoğunlaşacağız.

Parti-halk ve merkez-yerel gibi hiyerarşik ikiliklerle bürokratikleşmiş yapılara, anlayışlara ve yaşamın her alanındaki toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliklere karşı devrimci kolektif mücadeleyi ve anlayışı esas alacağız.

Bu gidişattan rahatsızlık duyan ve değişimi kaçınılmaz gören her örgütlü yapı, çevre ve kişi ile bu temelde birlikteliklerde ısrar etmek, direniş ve yeniden inşa hattımızın önceliği olacaktır.

“POPÜLİZMİ DE ELE ALDIK”

Siyaset yapma biçimimizi yeniden yapılandırma tartışmaları yürütürken siyaseti siyasetsizleştirmenin adı olarak popülizmi de ele aldık. Siyasetin yeterli düzeyde üretilememesi ile popülizmin büyümesi arasındaki ilişkiyi ortaya koyduk. Popülist eksenli siyaset tarzının yıpratıcılığına karşı yeni dönemde kolektif ve toplumsallaşan siyaset aklını yine birlikte üretmenin yollarını inşa edeceğiz.

“ÜÇÜNCÜ YOL” VURGUSU

Üçüncü yolu demokratik ittifaklar ve halkın katılımı ekseninde örmenin, temsil siyasetine dair isabetli eleştirilere çözüm perspektifi sunacağı inancındayız. Demokratik ittifaklar zeminiyle toplumsallaşmış siyaset hem seçilmiş olmayı temel hedef olmaktan kurtarabilecek hem de siyasetin toplumsallaşmasının önünü açabilecektir.

“DEMOKRATİK CUMHURİYET”

Demokratik cumhuriyeti inşa etmeye olan inancımız ve irademiz, parlamento seçimleriyle sınırlı tutulamayacak kadar güçlü ve hayatidir. Demokratik cumhuriyetin örgütlenmesini yaşamın her alanında anbean hayata geçirmek, yeni dönemin önemli politik sorumluluklarından biridir. Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında demokratik cumhuriyet talebimizi daha güçlü bir şekilde inşa edecek yolları halklar örecek, biz öreceğiz.

“ÜÇÜNCÜ YOL MÜCADELEMİZİ YÜKSELTECEĞİZ”

Fikriyatımızı en güçlü şekilde hayata geçirecek ve bizi sistemin iki hegemonik fay hattının dışına taşıyacak ideolojik-politik duruş, üçüncü yoldur. Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki tutumumuzdan dolayı aşınmaların meydana geldiği ortadadır.

Üçüncü yol siyasetinden uzaklaşma ve iki kutba da payanda olmama ilkesinden kısmi kopuşun yarattığı ideolojik aşınmaları birlikte onaracağız. Üçüncü yol siyasetini toplumsallaştırmanın çaresini yine toplumsal çaba ile bulacağımıza olan inancımız tamdır.

Üçüncü yol stratejimizin önemli hedeflerinden biri, demokratik ittifakları genişletmektir. Bugüne kadar ittifak siyasetimizin seçimle sınırlı tutulması, bizler açısından bir özeleştiri konusudur.

Buna karşılık, toplumun tüm dinamikleriyle ittifaklar kurmak, partimizin temel hedefi olmaya devam edecektir. Bu siyasal-toplumsal yaklaşıma kaynaklık eden ise doğrudan mücadele ve özgürleşme fikriyatımızdır.

Bilinmelidir ki seçim başarısızlıkları, eksiklikleri ve hataları siyasal fikriyatımıza gölge düşüremez; bilakis fikriyatımızı daha güçlü şekilde ve özeleştiri ile sahiplenmemizi ve eylememizi zorunlu kılar.

Yeni dönemde, ittifak siyasetimizin toplumsal zeminde devam etmesini birlikte inşa etmenin yollarını yine birlikte arayacağız. Bu buluşmaların parti ve halk arasındaki mesafeyi ortadan kaldırmamıza katkı sunacağına ve inşa sürecimizi güçlendireceğine inanıyoruz.” (ANKA)


https://www.primishaber.com/yesil-sol-ve-hdpden-cumhurbaskanligi-itirafi/

Fanatik Yahudilerden Mescid-i Aksa'ya baskın

Fanatik Yahudilerden Mescid-i Aksa'ya baskın

Filistin resmi ajansı WAFA'da yer alan habere göre fanatik Yahudiler, çok sayıda İsrail polisinin koruması altında Aksa'nın Meğaribe Kapısı'ndan Harem-i Şerif'e girdi.

Fanatik Yahudiler, baskın sırasında Mescid-i Aksa'nın avlusunda ayin düzenledi.

Mescid-i Aksa, İsrail ile Ürdün arasında 26 Ekim 1994'te imzalanan barış antlaşmasına göre Ürdün Vakıflar, İslami İşler ve Mukaddesat Bakanlığına bağlı Kudüs İslami Vakıflar İdaresinin himayesinde bulunuyor.

Ancak Yahudiler, 2003'ten bu yana İdarenin izni olmadan İsrail'in tek taraflı kararıyla polis eşliğinde kutsal mabede giriyor.

Bu girişleri baskın olarak nitelendiren Kudüs İslami Vakıflar İdaresi, Müslümanların egemenliğinin ihlal edildiğini vurguluyor.

İSRAİL GÜÇLERİ 9 FİLİSTİNLİYİ GÖZALTINA ALDI

Öte yandan, İsrail ordusu, işgal altındaki Batı Şeria'nın çeşitli noktalarında ve Doğu Kudüs'te toplam 9 Filistinliyi gözaltına aldığını duyurdu.

Filistin resmi ajansı WAFA'da yayımlanan haberde de İsrail güçlerinin, işgal altındaki Batı Şeria'nın birçok bölgesinde ve Doğu Kudüs'te Filistinlilere yönelik gözaltılarını sürdürdüğü belirtildi.

Beytüllahim kentinde Nuh Teysir Hamemira (16) ile Muhammed Nadir (18), işgal altındaki Doğu Kudüs'ün El-İsaviyye beldesinde Muhammed Yadir Derviş'in yanı sıra Batı Şeria'nın kuzeyindeki Cenin kentine bağlı Yabud beldesinde de 3 Filistinli evlerine düzenlenen baskın sonrası gözaltına alındı.

İsrail güçleri ayrıca 3 Filistinliyi de Batı Şeria'nın çeşitli noktalarında gözaltına aldı.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te sık sık evlere baskın düzenleyen İsrail güçleri, çeşitli suçlamalarla Filistinlileri gözaltına alıyor. Baskınlara tepki gösteren bölge sakini Filistinliler ile İsrail askerleri arasında zaman zaman olaylar çıkıyor.


https://www.primishaber.com/fanatik-yahudilerden-mescid-i-aksaya-baskin-2/

Antalya'ya hava yoluyla gelen turist sayısı 4 milyonu geçti

Antalya'ya hava yoluyla gelen turist sayısı 4 milyonu geçti

Akdeniz'in en önemli turizm merkezlerinin başında gelen Antalya'da 2023 yılı turizm verilerindeki artış devam ediyor. Antalya Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden alınan verilere göre kente 1 Ocak-10 Haziran tarihleri arasında hava yoluyla gelen turist sayısı 4 milyon 62 bin 891 oldu.

Antalya'da 2023 yılının turizm verileri, 2021 ve 2022'nin 1 Ocak-10 Haziran tarihleri arasında kenti hava yoluyla ziyaret eden turist sayısının toplamını geride bıraktı. 2021 yılının aynı döneminde kenti hava yoluyla 905 bin 618, 2022 yılı aynı döneminde 2 milyon 968 bin 536 turist ziyaret etmişti. 2023 yılı rakamları, 2022'nin aynı dönemine göre yüzde 37 artış gösterdi.

Turizmde 'rekorlar yılı' olarak bilinen 2019 yılının 1 Ocak-10 Haziran döneminde kente hava yoluyla 4 milyon 26 bin 529 turist gelmişti. Antalya'nın 2023 rakamları, 2019'u geride bıraktı. (DHA)

antalya,turizm,turist,ekonomianasayfa


https://www.primishaber.com/antalyaya-hava-yoluyla-gelen-turist-sayisi-4-milyonu-gecti/

Boğaz geçişleri için yeni karar! Bakan Uraloğlu "Tarihi bir adım atıyoruz" diyerek duyurdu

Boğaz geçişleri için yeni karar! Bakan Uraloğlu

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türk boğazlarından herhangi bir limana uğramaksızın geçen gemilerden alınan ücretlerin yeniden düzenlendiğini açıkladı. Bakan Uraloğlu, yaptığı yazılı açıklamada, "Geçtiğimiz yıl, 39 yıl sonra ilk kez yaptığımız boğazlardan ülkeye döviz girişini artıracak ücret artışına 1 Temmuz itibariyle yeni bir artış daha getiriyoruz. Yeni fiyat güncellemesiyle birlikte uluslararası gemiler, Türk boğazlarını geçerken yeni belirlenen rakamlar üzerinden artırılmış fiyatlardan geçecek" dedi.

Bakan Uraloğlu, boğaz geçiş ücretlerinde Montrö Sözleşmesi ile belirlenen kuralların uygulandığını belirterek, "1983 yılından 7 Ekim 2022'ye kadar boğazlardan geçen uluslararası gemilerden, gemilerin net tonu başına 0,8063 alınıyordu. 39 yılın ardından 7 Ekim 2022 yılında Cumhurbaşkanlığı kararı ile bu ücretlerde güncelleme yaparak gemilerden net ton başına alınan ücreti 4,08 dolara çıkardık. Bu ücreti 1 Temmuz 2023 tarihinden itibaren 4,42 dolar olarak yeniden güncelliyoruz" ifadelerini kullandı.

'HER SENE GÜNCELLEYECEĞİZ'

Montrö Sözleşmesi’ne göre Türk boğazlarından uğraksız geçecek gemilerden, sağlık denetimi hizmeti, fener hizmeti ve tahlisiye hizmeti olmak üzere 3 kalem üzerinden ücret alındığını aktaran Bakan Uraloğlu, "Ücretlerin hesaplanmasında, gemilerin net tonajı (NRT) baz alınırken, birim olarak da ' Frank' esas alınıyor. Geçen yıla kadar bu fiyatlar sabit kalıyordu. Cumhurbaşkanlığı kararı ile artık bu fiyatları her sene güncelleyeceğiz" açıklamasını yaptı.

'DÖVİZ GİRİŞİNİ ARTIRACAK'

Son fiyat güncellemesine ilişkin örnek paylaşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, "10 bin net tonajlı bir gemiyi düşündüğümüzde; 7 Ekim 2022 yılından önce fener, tahlisiye ve sağlık hizmetleri kalemlerinden bir gemi toplam 3 bin 240 dolar ücret ödüyordu. Bu ücret ilk fiyat düzenlemesi yapılan 2022 Ekim ayında 16 bin 393 dolara yükselmiş oldu. 1 Temmuz'da geçilecek yeni tarife ile ise 10 bin ton net tonajlı bir gemi 17 bin 760 dolar ödemek zorunda kalacak. Yapılan bu artışla ülkeye döviz girişini artıracak tarihi bir adım atıyoruz" dedi.

Bakan Uraloğlu,döviz,gemi


https://www.primishaber.com/bogaz-gecisleri-icin-yeni-karar-bakan-uraloglu-tarihi-bir-adim-atiyoruz-diyerek-duyurdu/

9 Haziran 2023 Cuma

Katılımevim paylarının borsada işlem görmeye başlayacağı tarih belli oldu



Investing.com - Katılımevim Tasarruf Finansman A.Ş.’nin 60.000.000 TL nominal değerli paylarının halka arzı tamamlandı. Şirketin sermayesini temsil eden 180.000.000 TL nominal değerli payları için Kotasyon Yönergesi'nin 8'inci maddesi çerçevesinde kota alındığı bilgisi iletildi.

Borsa İstanbul tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformuna yapılan açıklamada halka arz olan Katılımevim payları 12 Haziran 2023 tarihinden itibaren Yıldız Pazar'da pay başına 13,43 TL fiyattan “KTLEV.E" kodu ile işlem görecek. Sürekli işlem yöntemiyle işlem görmeye başlayacak paylar için ilgili sırada maksimum emir değeri 1.000.000 TL olarak belirlendi.

Bunun yanında Borsa İstanbul tarafından yapılan başka bir duyuruda Katılımevim’in borsada işlem görmeye başlamasıyla 12 Haziran’dan itibaren BIST Tüm, BIST Tüm-100, BIST Yıldız, BIST Halka Arz, BIST Mali ve BIST Katılım Tüm endeksleri kapsamına dahil edilecek. Buna göre endekslerin hesaplanmasında şirketin paylarının sayısı 180.000.000 ve fiili dolaşımdaki pay oranı ise olarak dikkate alınacak.

Borsa İstanbul’da bu hafta 4 şirketin halka arzı vardı. Bu şirketlerden Katılımevi ile birlikte Pasifik Eurasia’nın halka arzı 7 Haziran’da tamamlanırken diğer şirketler, A1 Capital ve Forte Bilgi İletişim’in halka arzı bugün itibarıyla tamamlanacak.

Yazar: Günay Caymaz

Hisse senetlerinin borsa verileri, adil değeri, sağlık durumu ve profesyonel grafikler başta olmak üzere yatırımlarınızdan kazançlı çıkmanıza yardımcı olacak tüm araçlar InvestingPro’da. Katılmak için tıklayın.


https://www.primishaber.com/katilimevim-paylarinin-borsada-islem-gormeye-baslayacagi-tarih-belli-oldu/